ANTİSOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU

ANTİSOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Eş anlamlarına bakıldığında psikopatik ve sosyopatik kişilik bozukluğu olarak  da karşımıza çıkar. Kurallara uymayan ve suç sayılacak davranışlar gösteren kişiliklerdir. Bu kişilerin çocukluk çağlarına baktığımızda yalancılık, hırsızlık, kavgacılık, evden kaçma davranışları gösterdiklerini öğreniriz. Çocukluk yıllarında davranım bozukluğu tanısı olan çocuklar, yetişkin çağına gelince (18 yaş ve sonrası) antisosyal kişilik bozukluğu tanısı alırlar. Ve yetişkinlik çağında bu kişiler sık sık karakollara düşer ve tutuklanırlar. İşledikleri suçların cezalarını çekerler fakat ders almazlar. Zamanla yaşa bağlı davranış bozukluğu azalmaya başlar. Ama bencillikleri ve sorumsuzlukları devam eder. Erkeklerde kadınlara oranla % 3  kat daha fazla görülür. Tutarlı ve devamlı ilişkiler kuramazlar. İlişki kursalar bile kısa sürede aldatabilirler. Dürtülerine hakim olamazlar. Saldırganlık içeren davranışlar sergilerler. Süperegoları (üstbenlik) gelişmemiştir. Çoğunlukla suçluluk duygusu hissetmezler. Pişmanlık yaşasalar bile yüzeysel ve geçicidir. Sanki hayatlarında haz ilkesini her şeyden üstün tutarlar. Yetenek sahibi olsalar da hevesler ve sorumsuzluklarından dolayı işlerinde sabit kalamazlar. İlişkilerinde önce ilgili, sıcak, canlı gibi görünürler fakat bencil ve sorumsuz davranışlarından dolayı ilişkilerini sürdüremezler. Kendilerini haklı çıkarmak için rasyonilasyon (uygunlaştırma) savunma mekanizmasını sık kullanırlar. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğı tanısını küçükken alan bireylerde yatkınlık riski daha fazladır. Genelde aşırı dayak atan, düzensiz, dengesiz parçalanmış ailelerden gelirler. Bir kısmı da çocuk esirgeme kurumlarında yetişmişlerdir.  Genelde çocuklukta bedensel kötü muamele geçmişi saptanmaktadır. Ailede antisosyal özellikler gösteren anne baba varsa çocuklarında da görülmesi normal nüfusa göre 5-10 kat fazla riske sahiptir. Bu tür ailelerde bulunan erkek çocuklarında antisosyal kişilik ve psikoaktif madde bağımlılığı, kızlarda ise somatizasyon bozukluğu daha fazla görülmektedir. Antisosyallerin narsistik kişilerle karışabileceği riski unutulmamalıdır. Ancak narsistik kişilerde saldırgan davranışlar görülmez ve çocukluğunda davranım bozukluğu öyküsü yoktur.

Genelde 15 yaşından önce başlamaktadır. Psikiyatristler antisosyallere tanı koyarken, tanı koyma sırasında antisosyaller psikiyatristi kandırabilirler. Yani görüşmede sakin, güvenilir hissi oluşturabilirler. Fakat bu maskenin altında düşmanlık, huzursuzluk, öfke, gerginlik vardır. Klinik özelliklerine baktığımızda cana yakın ve normal görünebilirler. Ama öyküleri alındığında birçok alanda bozukluk görülür. Abartılı şekilde gerçeği değerlendirebilirler. Ve genelde iyi bir sözel zekaya sahip izlenimi verirler. Hilekar olarak adlandırılırlar. Kolay para ve ün kazanmak için diğer insanları kullanmaktan çekinmezler. Dürüst olamaz ahlaki değerlere uymazlar. Antisosyallerin yaşamlarındaki sıradan nitelik taşıyacak olaylara bakacak olursak; rastgele cinsel ilişkiye girme, çocuk kötüye kullanımı, eşini kötüye kullanma antisosyaller için normaldir. Bunları yapsa da antisosyaller herhangi bir pişman oluş yaşamazlar. Yani vicdan yoksunluğu vardır.

Grup ile tedavi antisosyaller için daha faydalıdır. Yaşıtları arasında olduklarını hissederlerse değişime daha kolay razı olurlar. Normalde tedavi ise şu şekildedir; tedavi öncesi terapist ve antisosyal kişi tedavinin çerçevesini konuşurlar. Terapist danışana bu hastalıkla baş etme yollarını öğretmeli, göstermelidir. Danışan ve hasta arasında raport  kurup terapist hastasının dürüst insanlardan kaçmasını engellemelidir.

Antisosoyal kişiler başkalarının haklarını ihmal ve göz ardı etmekten çekinmezler. Çocuk ve ergenlede insan ve hayvanlara karşı sürekli saldırganlık, mülkiyete zarar verme şeklinde kendini gösteren bir bozukluktur. Kendilerinin veya başkalarının güvenliğini önemsemezler. Toplumla sürekli çatışma halindedirler. Empati eksikliği gösterir, kibirli şekilde kendini övme, yüzeysel etkileyicilik gibi özellikleri de vardır. Araştırmalar suç işleyenlerin hapse girip çıktıktan sonra kişinin o suçu işlemeye 4 kat daha fazla eğilimli olduğu yönündedir. Bir çok antisosyal hasta geçmiş veya geleceği düşünmeyip “an” ı yaşıyor gibi görünebilir. Söz cambazı olup, ahlaki değerlere önem verdiklerini söylerler fakat yaptıkları davranışların bu tavırla hiçbir alakası yoktur. Ve toplum, yasa onları bağlıyormuş gibi davranırlar. Vicdani olarak geri kalsalar da entelektüel olarak bir problem yoktur. Antisosyaller bir şeyi istediklerinde ak etmeyi değil de ne olursa olsun elde etmeye odaklanırlar. “an” dan alacakları zevki geleceğe değişmek onlar için kolaydır. İntihar oranları ve denemeleri fazladır. Bazı antisosyaller hoş davranırlar kolay arkadaş elde edebilirler ama davranışlarından  dolayı bu arkadaşlıkların devamı zordur. İnsanların ihtiyaçlarını iyi şekilde kestirip bu ihtiyaçları dikkatlice istismar edebilrler. Yalan söylerler ve yalanları ortaya çıkınca üzülmüş numarası yapar ve bir daha asla yapmayacaklarını söylerler fakat bu sözlerini tutamazlar. Eş olarak sadakatsiz ve sorumsuzdurlar, cinsel ilişkide bazen çok zorlayıcı ve istismar edici olabilirler. Antisosyalliğin nedenleri arasında çocukluk travmaları, istismar, genetik yatkınlık, nörolojik yetersizlikler, bozuk aile-sosyo-kültürel gelişimsel yapı, yanlış öğrenme sayılabilir. Terapi bu bireyler için pek ümit verici değildir. Terapisti tehdit edebilir, ilaç yazılmasını isteyebilir veya para talep edebilir. Antisosyal kişilik bozukluğu gelişim evrelerinde sosyal, psikolojik ve biyolojik etkenlerin özgül etkileşimiyle ortaya çıkan ruhsal bir bozukluktur. Yürütücü işlevleri yetersizdir. Yani geleceği düşünme, organizasyon, planlama, seçici dikkat engelleyici kontrol ve optimal bilişsel devamlılık gibi süreçler yetersizdir. Antisosyaller bir suç işlerken yakalandıklarında cezalandırılmayı önlemek adına fazlasıyla çaba harcarlar. (Örneğin aldatma, kaçma, ya da yalan yoluyla ) korku eksikliği göstermezler. Fakat empati yoksunluğuna sık rastlarız. Araştırmalar antisosyallerin normal insanlar için sıradan olan duygusal olay ve duyguları gösteren sözcükleri anlamak ve bu sözcükleri kullanmakta güçlük çekerler. Antisosyaller için duygular adeta ikinci dil gibidir. Ve bu dili kullanmak için normalin çok üstünde çaba sarf etmeleri gerekir. Anne baba tarafından istismar edilme, reddedilme, ihmal edilme ve tutarsız disiplin zarar verici durumlardır. Antisosyallerde davranışları ne kadar erken yaşlarda başlarsa o kadar tehlikeli ve riskin yüksek olduğu bilinmelidir. Patolojik bir çocukluk geçmişi olmayan fakat ergenlik yıllarında davranış bozukluğu sergileyen çocuklar genelde yaşam boyu antisosyal kişilik sergilemezler. Sorunlar büyük oranda ergenlik yıllarında kalır. Antisosyallerin çoğu edaviye gereksinimleri olduklarına inanmazlar. Yasadan dolayı cezaevine girip rehabilitasyondan destek alanları olur fakat değişim pek görünmez. Tedavisi olanaksız değil fakat çok güçtür. Empati davranışını gerliştiren tedaviler bu tür hastalar için daha fazla sıkıntı oluşturabilir çünkü antisosyaller  öğrendikleri empatik yaklaşımları kurbanlarına yönelik kandırmada kullanabilirler. Empatik yönleriyle daha etkileyici daha aldatıcı olabilirler. İlaçlar yeterince işlevsel olmadığı gibi, antisosyallerin ilaçları kullanma motivasyonlarının çok düşük olması da onlar için ciddi sorun teşkil etmektedir.

Tedavilere bakacak olursak; cezalandırma yöntemi antisosyaller için genelde etkisizdir. Bu yüzden bilişsel davranışçı terapi yöntemi daha gelecek vadeden bir yöntemdir. Bilişsel yöntemle amaç;  antisosyale kurban farkındalığını artırmak, uyuşturucu bağımlılığını tedavi etmek, benlik denetimini arttırmak, öz-eleştirel düşünceyi arttırmak, sosyal bakış kazandırmak gibi kontrollü bir durum çalışılır. Bilişsel davranışçı terapi yöntemiyle antisosyallerin birkaç tutarsızlıkları ele alınmak yerine genel yaşam tarzları ele alınıp çalışılır. Bu düzeleme çalışmaları cezaevleri ve adli kurumlarda uygulansa bile antisosyalin salıverildiğinde devamlılığı sağlaması güçtür. Antisosyallerde suça yönelik davranışlarda  genelde 40 yaş ve sonrasında azalma gösterir. Neden olarak biyolojik dürtülerin azalması, kendine zarar veren davranışları daha iyi görmesi sayılabilir. Bu bireylere “tükenmiş psikopatlar” denilebilir. Antisosyallerin davranış boyutu azalsa da ben-merkezci, duyasız, ve istismarcı boyutları varlığını sürdürür. Kendilerine  dair inandıkları güçler fazladır ve ihtiyaçları doğrultusunda bu güçleri başkalarına dayatırlar. Süper egoları kusurludur.

 



Bir cevap yazın