NARSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU

NARSİSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Narsisizm kavramı Yunan mitolojisinde su birikintisinden yansıyan kendi görüntüsüne aşık olan Narcissus’tan gelir. Bu terim aynı zamanda öz-sevgi ,benmerkezci ,kendini olduğundan büyük görme olarak bilinir. Narsisizm kelimesini kimi araştırmacılar “öz-büyüklenmecilik” kimileri “öz-severlik” olarak belirtir. Narsisizme bakıldığında kişinin gelişiminin erken evrelerinde bireyin bazı temel ihtiyaçlarının (sevgi ,ilgi ,güvenlik) bazı durumlardan dolayı deformasyona uğraması bireyde gelecekte kullanılmak üzere duygusal açlık stoğu oluşturur. Birey kendini tanırken bu ihtiyaçlarının farkına vardığında, bunları kendi kendine nasıl sağlayacağının yollarını arar. Bu aramanın başında yaşamın anlam arayışıdır. Ve kişi varlığının değerli olduğunu hissetmek ister. Bu birey için önemli bir ihtiyaçtır.

Kişi iletişiminde açık olmasa da, yaşamına diğer bireyler gibi devam edebilmek adına ihtiyacı olan duyguları(sevgi, ilgi, güven) hissedebilmek için olan gücüyle çabalar. Bu çabanın dışa yansıyan yüzü de kibir, büyüklenme, bencillik olur. Bu bencillikte kişinin içindeki derin duygu muhasebesinden kaynaklanır. Narsist kişi ilişkilerindeki duygularının kendini değerli bir insan yapmaya yetip yetmeyeceğini her zaman ölçmeye çaba harcar. Gideceği yeni ortamlar kişi için ya zafer ya mağlubiyettir. Bu savaş içinde yıpranır. İçindeki eksik duygu kutusunu doldurabilmek adına enerjisini çevresi üzerinde iyi izlenim bırakabilmek için sarf eder. Narsisteki büyüklenmecilik ve kibir derinlerdeki eksik kalmış duyguları saklamak adına kullandığı bir nevi kalkandır. Dış dünyaya olumsuzluk yansıtsa da, başkaları tarafından sevilen olmak narsistin erken yaşantısında duyduğu sevilme ihtiyacını tam karşılamasa da geçici olarak onu bu duygu eksikliğinden çekip bir süreliğine önemli ve değerli hissettirmesi narsisti tatmin eder. Bunun tadını alan narsist çevresine gereğinden fazla fedakarlık yapmaktan çekinmez. İlgi odağı olmak için zor görevleri üstlenebilir ve kendini riske atmaktan çekinmeyebilir. Narsistin güven ihtiyacı, her ne kadar öncelikle çevreyi incelikle inceleyip güvenebileceği kişiler seçebilecek duruma gelene kadar mesafeli dursa da, bu kişilere güvenebileceğini anladığı andan itibaren yelkenleri suya indirir. Buradaki narsistin güven kavramı, kişiliğini bütünlemek için kalkıştığı sürecin kesintiye uğratabilecek kimsenin o ortamda olmadığına yönelik yargısıdır. Bir başka güven duygusunu yaşayacağı ortam ise eleştiriye maruz kalmayacağı  ya da onaylanacağına olan inancı da güven duygusunu getirir. Bu duyguyu ihtiyacını karşılayan kişiler zarar verecek olsa bile narsist kişi burada etik muhasebeye kalkışmayacak kayıpları göz ardı ederek kendini güvende hissettirecek ortamlara bağlı kalmaya devam edecektir. Aslında burada odaklanmamız gereken temel düşünce ve kavram narsisizmin tek başına bir kişilik bozukluğu olmayacağıdır. Kırılgan dönem olan erken yaşantılarda hemen hemen her birey daha önce saydığımız sevgi, ilgi, güven ihtiyaçlarından yoksun kalabilir. Burada önemli olan  ve durumu kronikleştiren  durum ise bu duygulardan yosun kalma miktarı ve derecesidir. O yüzden literatürde normal narsisizm ve patolojik narsisizm olarak adlandırılır. Narsisizm en temelde insanın hayatından, kendinden ve dünyadaki varoluşundan haz veya acı duymasıyla ilişkilidir. Bu cümleye bakacak olursak eğer varlığımız ve hayat bizim için haz üretiyorsa benliğimizle dünya arsında uyum var demektir. Bu ise sağlıklı narsisizm demektir. Ama diğer taraftan bu varoluş bize acı veriyorsa benliğimizle dünya arasında bir örtüşmeden söz edemeyiz. Bu durum ise patolojinin rengini ve niteliğini belirler.

Takdir edilme endişesi, benlik önemi duygusunun abartılması, empati kuramama narsistik kişilik bozukluğunun tipik özellikleri arasındadır. Tanı koymada muhteşemlik durumu belirleyicidir. Böylece başkalarının başarı ve yeteneklerini küçümseyip kendi başarı ve yeteneklerini gereğinden çok fazla değer verme olarak kendini gösterir. İddialı davranışları çevresini hayrete düşürürken onlar gereğinden fazla beklentilerini hak ettiklerini düşünürler. İhtiyaçları olan övgüyü almak için daima kendilerinden söz eder ve kendilerini överler. Çok ayrıcalıklı olduklarını düşündükleri için onları yüksek statülü insanların anlayabileceğine inanırlar. Ve diğerlerinin küçük hatalarını affetmekte zorluk çeker ve çok çabuk alınganlık gösterirler. Birçok araştırmacıya göre narsistik kişilik bozukluğunun altında çok kırılgan ve tutarlı olmayan bir benlik değeri duygusu yatmaktadır. Başkalarının bakış açıları onlara hiç benimsenecek gibi gelmez. İstedikleri olmazsa aşırı eleştirici ve misilleme yapıcı şekilde davranabilirler. Narsistik kişilik bozukluğu erkeklerde daha yaydın bir kişilik bozukluğudur. Nüfus içindeki yaygınlık oranı ise %1 olarak varsayılmaktadır.

Nedensel  etmenlere bakacak olursak; anne ve babalar çocuklarının muhteşemlik davranışını yansıtmalıdır böyle yaptıkları taktirde muhteşemlik duygularına darbe vurulmuş ve gelecekteki yaşamda normal bir benlik güveni ve benlik değeri duygusunun gelişimine destek olacaklardır.  Kohut’a  göre de anne babalar çocuğa karşı ihmalkar ve aşağılayıcı ya da empatiden yoksun davranışlar sergilediğinde narsistik kişilik bozukluğuna olan eğilimin arttığını ve bunu yaşayan kişilerin daima onaylanma isteğinin peşinden koşacağını öne sürmüştür. Millon’a göre ise durum tam tersidir. Yani anne babanın gerçekdışı aşırı değer biçmesinden kaynaklanır. Bu tür anne babaların çocuklarının isteğini sorgulamadan emir olarak alıp, hiçbir çaba sarf etmeden öne çıkabileceklerini hak ettiklerini zannedip çocuklarını şımartmaları olduğunu öne sürer.

Kendimizi sevmemiz normaldir. Fakat bu sevginin kendine tutulma, aşık olma derecesinde olması patolojiyi beraberinde getirebilmektedir.

Kontrol edebilmek, karşı tarafı rencide edici konuşmalar yapmak, başkalarını sömürme davranışı narsistlerin hoşuna gider. Kendi gibi düşünmeyeni ne yapıp edip diskalifiye etmeye çalışırlar. Aslında bir nevi psikolojik tacizdir bu. Ve böylece mutlu ve mesut olurlar.

Tedavi sürecinde narsistlerle zor çalışılır çünkü kendi kontrollerini kaybetmek istemezler. Menfaat narsistler için çok önemlidir. Etrafının sürekli onu konuştuğunu ve insanların onları çekemediklerini düşünürler. Kendini beğenmiş ve ukala bir tutum sergilerler.

Sosyal medya, çevre ve teknoloji bir nevi narsisizme yatırım yapmaktadır. Patolojik narsisizme bir daha bakacak olursak; güncel bilgilere kapalılık, sevilmede övülmede aşırı istek, kendi güç ve bilgi düzeyinde aşırı mükemmeliyetçilik, güçlü fantaziler, ödüle karşı aşırı tutku ve başkalarının zamanını önemsememe gibi özellikler vardır. Anlamsız beklentileri ve iyiyi güzeli hak ettiklerine karşı inançları sonsuzdur. Başkalarına karşı empatiden yoksun oldukları için çok acımasız eleştirel ve saygısız davranabilirler. Narsistik kişiler kendilerinin sahip olamadıkları şeylere karşı etrafında o şeylere sahip olan ve memnun görünen kişilere karşı yoğun olarak çekememezlik duygusu yaşarlar. İnsanları iki şekilde değerlendirirler; ya yararlanılacak tarafları var olarak ya da içi boş yararsız ve değersiz olarak değerlendirirler. Savunma mekanizması olarak inkar, yansıtmalı özdeşleştirme, bölme, tam güçlü olma ve ilkel idealleştirme gibi savunma mekanizmaları kullanırlar. Bu kişiler sanayi kuruluşlarında ya da akademik kurumlarda lider konumunda görünebilirler. Rivier ‘e göre: narsisistik hastalar iyileşme sürecine tahammül edemez çünkü iyileşme dışarıdan yardım almak anlamına gelir ve onların kendilerine göre buna ihtiyaçları yoktur. Narsisistlerde görünürde abartılı kendilik değeri varken içeride yoğun aşağılık duygusu ve güvensizlik vardır. Narsisit anneler çocuklarına karşı soğuktur. Kendi mükemmeliyetçiliğini tatmin etmek için çocuklarının ihtiyaçlarını göz ardı eder. Böylece çocuk başarısız olarak nitelendirilir. Annesinin tutarsız, değişken, reddedici, terk eden davranışlarından dolayı çocuk hayal kırıklığı yaşar ve dünyaya olan güveni azalır. Sağlıklı annede ise çocuk koşulsuz sevgiyi, kabulü ve değeri hisseder ve dünya algısı inancı güven çerçevesinde olur.



Bir cevap yazın