OBSESİF KOMPULSİF KİŞİLİK BOZUKLUĞU

OBSESİF KOMPULSİF KİŞİLİK  BOZUKLUĞU (OKKB)

Obsesyon (obsession) kelimesi Latince’de “rahatsız etme” manasında kullanılmaktaydı.  Obsesyon (saplantı) kendi kendiliğinden bilince gelen, tekrarlayıcı , sıkıntıya sebep olan , kişinin saçma ve yanlış olduğuna inandığı düşünce, dürtü yada imgelerden oluşmaktadır.  Başka bir açıdan tanımlayacak olursak; obsesyonlar tekrarlayıcı, irade  dışı, kişinin kendi zihninin bir ürünü olan, kişinin benliğini rahatsız edici özellikte (ego- distonik) olduğundan ötürü kişinin zihninden uzaklaştırmak için çabaladığı ancak tam tersi zihin alanına işgale yol açan, ısrarcı ve zorlayıcı her türlü dürtü ya da düşlemlerdir.

Kompulsiyon (zorlantı) ise, genelikle bir obsesyona engel olabilmek için belli kurallar dahilinde yapılmış olan motor veya mental eylemlerdir. Bakıldığı zaman  bir amaca yönelikmiş izlenimi veren her türlü tekrar edici davranışlar kompulsif olarak nitelendirilmektedir. İstenilmeden gelen, uygunuz bir şekilde yaşanılınan ve belirgin  olarak kişide sıkıntıya neden olan obsesyonları bastırmak, etkisini kırmak ve ehemmiyet vermemek için kompulsiyonlar geliştirmektedir.  DSM-III tanı ölçütlerinde kompulsiyonlar sadece  davranış olarak tanımlanıyorken  DSM-IV tanı ölçütlerinde kompulsiyonları obsesyonları nötralize etme amacı için kullanılan düşünceler olabileceği belirtilmektedir.

Amerikan Psikiyatri Birliği (APA)’ ya göre ise obsesif kompulsif bozukluk;  kişinin sosyal ve mesleki işlevlerinde belirgin bozulmaya sebep olan, rahatsız edici, benliğe yabancı tekrarlayıcı ve bunaltıya neden olan düşünceler (obsesyon) ve bunaltıya engel olmak için yapılan yineleyici davranışlar ya da zihinsel eylemlerle (kompulsiyon) tanımlanan bir psikiyatrik bozukluluktur.

Obsesyonun en iyi tanımlaması Schneider tarafından tanımlanmıştır. Obsesyonu bireyin kendisini bir bilinç içeriğinden kurtaramadığı zamanlarda ortaya çıktığını, bunları danışanın aklından çıkaramadığı ya da aklına gelen ısrar edici dürtüler, düşünceler, imajlar korkular ve kuşkular şeklindedir. En sık karşılaşılan obsesyon türleri, bulaşma, kir ve agresyon içeren türleridir. Obsesyonlar motor eyleme dödüştüklerinde kompulsiyon ismini almaktadırlar. Kompulsiyonlar kendiliğinden oluşmaktadır. Örneğin; kirlenme ve bulaşma obsesyonları kişide kompulsif yıkamaya sebep olur.

Okb’ nin ortalama bir yıllık yaygınlığı %1 iken ortalama yaşam boyu yaygınlığı %1,6 dır. Tedaviye başvurulara baktığımızda %90 dan fazlasının hem obsesyon hem kompulsiyon  yaşadığını görürüz. İşsiz insanlar ve boşanmış kişilerde OKB biraz daha fazla görülmektedir. OKB nin hayatı olumsuz etkilemesi mesleki işlevselliğe darbe vurması hiç te şaşırtıcı değildir. Çocuklara baktığımızda erken ergenlikteki başlangıç erkeklerde kızlara oranla daha yaygındır. Ve genellikle şiddeti daha fazladır. Vakalarda bozukluk aşamalı olarak ilerler. Ve durum ağırlaşmaya başlayınca kronikleşme de artar. Diğer kaygı bozukluklarında olduğu gibi OKB de diğer kaygı bozukluklarıyla birlikte görülür. OKB yaşayan kişilerin hastalıklarının yanında genelde depresyon eşlik eder. Yaklaşık %80 nin de önemli depresif belirtiler görülür. Bu bozukluğun güçten düşürücü yanı fazladır. Bu nedenle OKB yaşayan bireylerin depresyonu da yaşıyor olması şaşırtıcı değildir. OKB ye eşlik eden diğer bozukluklar ise; panik bozukluk, sosyal fobi sayılabilir.

 

OKB’lerin Temel Çatışmaları: Kendilerini oldukça yetersiz ve çaresiz olarak değerlendirirler. Çaresizlik ile ilgili bu inançları sebebiye kendilerini koruyamayacam düşüncesi ile paniğe kapılırlar, işlevlerini yerlerine getiremez halde olurlar. Düzen ve sitem üzerine, bu çaresizlik ve eksiklik ile ilgili algıları için bir ödünlemedir.

OKB’lerin Diğerlerine Olan Bakışları: Diğerler insanları oldukça rahat, sorumluluk taşımayan, yalnızca kendileri ile uğraşan, yetersiz kişiler olarak görmektedirler. Kesin yargılarını diğer kişilere de uygularlar. Kendilerini, kendilerinden ve başkalarından sorumlu olarak hissederler. Kendilerinden ve diğer kişilerden çok fazla beklenti içindedirler. Mükemmeliyetçi yapıları zaman zaman işe yarasa da genel bir yaşam tarzı haline dönüştüğünde fonksiyonel bir halde değildir. Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu olanlar yaşamak için çalışmak yerine çalışmak için yaşamayı tercih ederler.

OKB’lerin Temel Şemaları: Hayatın katı kuralları vardır ve bu kurallar hiçbir şekilde değiştirilmeden uyulması gerekmektedir. Herhangi bir olayın detaylarına inmek ile hata yapma olasılığını azaltabilmek mümkündür. İnsanları tanımlayan yaptıkları işlerdir. Yaptığımız işler ne kadar iyi olursa biz de o kadar iyi bir insan olabiliriz. Duyguların kontrol edilmesi gerekir.

OKB’leri Fonksiyonel Olmayan İnançları: Eğer düzenli  bir insan olmazsam, olan bitenler ile başa çıkmakta zorlanır ve kontrolümü kaybedebilirim, var olabilmek için kurallar ve düzen ihtiyacım olan tek şey, belirli bir sistemim yoksa her şeyim mahvolur  performansımdaki en küçük bir hata dahi büyüyüp, bir çığ haline gelebilir, eğer ben bu işte başarısız birisi olursam, bir insan olarak da ben başarısız birisiyim demektir

OKB’lerin Stratejileri:Kontrol ellerimde olmalı, her şeyi mükemmel bir biçimde yapmam gerekir, neyin en iyi neyin en kötü olduğunu ben bilirim, her şey benim tarif etmiş olduğum şekilde yapılması gerekir, ayrıntılarda dikkatli olunmalıdır, insanlar mutlaka daha iyiye doğru çaba harcamalıdır.

OKB’lerin Temel Korkuları: Yanlışlar, eksikler, düzensizlik durumları, yetersizlik, hata yapma, her şey kontrollerinden çıkacakmış gibi felaket beklentileri, hiçbir işi bitiremeyecekmiş korkusu.

Tipik Davranışları: Standartlar ve kurallar, kesinlik etrafında dönerler. Kuralları uyguluyorken bir yandan kendi performanslarını diğer bir yandan da diğer bireylerin performansını değerlendirme çabasında olurlar. Gayelerine ulaşabilmek için kendi davranışları üzerinden maksimum kontrol sağlarlar. Diğerlerini de fazlasıyla yönlendirip eleştirici ve oldukça cezalandırıcı davranırlar. Kendi kendilerine de oldukça fazla yüklenirler.

OKB’lerin Duyguları: Mükemmeliyetçilik ölçütlerinden dolayı hayal kırıklıklarına, pişmanlıklara,  kendilerini ve diğer insanları cezalandırmaya açıktırlar. Performansta standardın altında bekleri yüzünden anksiyete yaşar  reel ve ciddi başarısızlıklar karşısında da depresyona girerler.

PSİKOSOSOYAL NEDENLER VE ÖĞRENİLMİŞ DAVRANIŞ OLARAK OKB

Nötr uyarıcılar koşullanma yoluyla korkutucu düşünce ya da davranışlarla bağdaştırılır ve kaygı oluşturur. Örneğin: el sıkışma “korkutucu” kirlenme düşüncesiyle örtüşebilir. Bu ilişkiyi bir kez kuran kişi el sıkıştığında kaygı ile ellerini yıkama davranışı sergiler ve kaygılarının azaldığını fark edebilir. Böylece yıkama davranışı pekiştirilmiş olur. Ama kaçınma davranışı öğrenilmiş olur. Bu kez öğrenilen bu kaçınmaların devamı gelir, tekrarlar ve sönmeye karşı da son derece direnç gösterir. Kişi hastalığı zihninde uzaklaştırmaya çalışsa da hastalık zihni işgal eder. Schneider’e göre: obsesyon kişinin kendini bilinç içeriğinden çıkaramadığı zaman kendini gösterir. Obsesif bireyler kendilerini yetersiz, çaresiz olarak görürler. Bu çaresizlik onlarda panik bozukluk oluşturur ve işlevsellikleri sekteye uğrar. Çevrelerini rahat, sorumsuz, yetersiz kişiler olarak görürüler. Zihindeki “mutlakalarını” etrafın da yapmasını beklerler. Çevreye göre kendilerini onlardan daha sorumlu görürler. Hayatla ilgili katı kurallara sahiptirler. Bu kurallara çevresinin ve kendisinin hiçbir değişiklik yapmadan uymasını beklerler. Kontrolü bırakma ihtimali bile onlarda çok büyük bir kaygı oluşturur. Hatalardan, düzensizlikten, yetersizlikten çok korkarlar. Hem kendi performanslarını hem çevrelerinin performanslarını değerlendirirler. Çevrelerine kendilerine karşı çok eleştirel olurlar. Mutlakaları ve mükemmeliyetçiliklerinden dolayı sık sık hayal kırıklığı ve pişmanlık yaşarlar.

Shapiro ‘ya göre obsesyon yaşayan kişiler dikkatlerini yoğun tutmak ve konsantre olmak zorundadırlar. Bu nedenle detay isteyen ayrıntılı işlerde daha başarıdırlar. Fakat dışsal uyaranlardan ve yeni bilgilerden kolayca dikkatleri dağılır. Hayatlarını “-meliyim” “-malıyım” ele geçirmiştir. Dünya hakkındaki duyguları suçlayıcıdır. Kişinin belli konularda sonu gelmez bir biçimde sürekli düşünmesi ama bir sonuca varamaması ve kendi içinde uzun uzadıya tartışması durumuna “ obsesyonel ruminasyon” denir.

OKB de temel çatışma kontrol edilmeye duyulan hınç ile suçlanmaktan ve cezalandırılmaktan duyulan korku arasında yaşanır. Obsesif kişilik bozukluğu görülen kişilerin bir diğer duygusu da utanç duygusudur. Bu kişilerin çok yüksek beklentileri vardır. Bunu terapiste de yansıtırlar. Terapist bunları fark edince de utanca kapılırlar.

Obsesiflerde yalıtma savunma mekanizması, kompulsiflerde ise yapıp-bozma savunma mekanizması işler. OKB de ise hem yalıtma hem yapma – bozma savunma mekanizması birlikle işler. Kompulsif durum nasıl olursa olsun kişinin yapması gerektiğini hissettiği davranış ile yapması mantıklı olan davranış arasında ciddi fark olabilir.

OKB’yi başlatan veya artıran etkenlerin farkına varılması gerekir. Araştırmalar gebelik, doğum ve çocuklukta ebeveyn bakımı gibi çevresel etkilerin OKB’yi tetikleyeceğini belirtmiştir. Bu stres faktörlerinin klinisyen tarafından bilinmesi ve tedavi planının ona göre oluşturulması çok önemlidir. OKB ‘de tanı almış kişiler  hastalıklarını genelde psikiyatristler yerine diğer branşlardan doktorlara anlatırlar. OKB hasta için ne kadar karşı koyulmaz olursa olsun hasta onları saçma ve mantıksız olarak algılar.

Obsesyonun en yaygın tipi bulaşma obsesyonlarıdır. Hastanın korktuğu şeylerden kendini savunması oldukça zordur. OKB de kaygı yoğun olmasına rağmen bu duyguya utanç ve tiksinti duyguları da eşlik eder. Bulaşma korkusu yaşayan hastalar genelde bulaşmanın kişiden kişiye veya nesneden nesneye en ufak temasla yayılabileceğine inanırlar. Patolojik şüphe obsesyonları da çok yaygın bir türdür. Şüphe obsesyonlarını kontrol etme obsesyonları takip eder. Örneğin ocağın altını unutma, sobayı defalarca kontrol etme gibi tehlikeli durumlarla ilgilidir.

Obsesif kompulsif bozukluk yaşayan bireylerde şu özellikler bulunur; titizlik, aşırı düzen, mükemmeliyetçilik, inatçılık, kuralcılık ve bütün bunlara karşı aşırı katı tutum. Başkaları bu kurallaraa uymayınca hoşgörüsüz davranırlar. Ve çevrelerinin bu kurallara tam uymasını beklerler. Erteleme eğilimleri fazladır. Aşırı kararsız hareket ederler. Olayların olumlu ve olumsuz yönlerini sürekli tartarlar. Hırslıdırlar ve iş sorumluluklarına aşırı düşkündürler. Estetik ve ahlaki değerlere karşı tutucu davranırlar. Birikmiş eşyaları atamama, cimrilik, biriktirme eğilimleri bu hastalarda rastlayabiliriz. İlişkilerinde ve konuşmalarında aşırı ayrıntıcı, kuralcı, mantıkçı ve duygusallıktan uzak olabilirler. Kolayca kuruntulu ve evhamlı davranabilirler. Obsesif kompulsif bozukluk arttıkça kişi aşırı zorlanabilir ve çökkünlük yaşayabilir. Vicdanlı, dürüst, ciddi ve motivasyonlu kişilerdir. Genelde zor kişiler olarak bilinirler. Freud; bu hastalarla ilgili gizli veya açık şekilde tartışmacı, kontrol edici, eleştirel yönlerinin olduğunu söylemiştir. Öncelikle terapistin konuşmasını sabırlı bir şekilde bekler daha sonra ise terapist sözünü daha bitirmeden onların sözlerini keserler. Bilinç düzeyinde ise bu yaptıkları davranışların farkında değildirler. Ancak obsesif kompulsif kişilik bozukluğu yaşayan hastaların tüm inatçılıklarının altında terapistin yargılamayan, eleştirmeyen tutumunu görüp bunun değerini bilebilirler.

 

 

 

 



Bir cevap yazın