SINIR (BOERDERLİNE) KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Sınır Kişilik Bozukluğu

Sınır kişilik bozukluğu olanlarda duygulanımlarında ve davranışlarındaki değişiklikler en dikkat çekici özellikleridir. Bir tutumdan bir başka tutuma, bir durumdan başka bir duruma hızlı geçiş sağlarlar. Çoğu kişi bir tek baskın görünüme sahiptir; bu durumdan dolayı zaman zaman uygunsuz şekilde hiddetlenme ve ya hiddetlenmeye döner. Sıklıkla rastlanmasada zaman zaman kendisine zarar veren, yıkıma sebep olan davranışlar gösterdiği daha sonra da bu davranışlarını gerzekçe ve aptalca bulduğu olmaktadır. Sınır kişilik bozukluğuna sahip kişilerdeki öfkelenmeler ve davranışları, davamlılık gösteren duygulanım aralığında bir ucundan diğer ucuna, yineleyici ve yumuşak geçişleri göstermesinden çok, tutarsız olma, düşünmeden hareket etme, öngörülemezlik, dürtüsellik belirtilerinin düşünmeden dışa vurumudur. Sınır kişilik bozukluğu olanların davranışlarında süreklilik göstermeme ve değişkenlik, oynaklık, kırılganlık gibi özelliklerin yanı sıra birbirine zıt düşen duygu durumları arasında gidip gelmeler döngüsel bir şekilde olmaktadır.

Sınır kişilik bozukluğu olan kişilerde başka birilerinin kendisini  gerçekten yada imgesel olarak bırakıp gitmelerine engel olmak için olmadık davranışlarda bulunurlar. Dışlanacakları, yakın birisinin ayrılığını yaşayacağı, dış dünyasının yapısının çökeceği algıları, duygulanımlarında, benlik algılarında, davranış ve düşüncelerinde bir kısım değişikliklere sebep olur. Sınır Kişilikler çevresel koşullara oldukça duyarlıdırlar. Zaman içerisinde gerçek bir ayrılık ile yüz yüze geldiklerinde veya yapmış oldukları planlarda bir takım değişimler gerçekleştiğinde bile, uygunsuz öfke tepkileri gösterip yoğun bırakılma duygusu yaşamaktadırlar. Yoğun bırakılma korkuları, yanlarında başka insanların olmasına ihtiyaç duyma ve tek başına kalamamaları ile alakalıdır. İntihar girişimleri ve kendine kıyma davranışlarını terkedilmekten korunmak için gösterebilirler.

Sınır Kişilik Bozukluğu olan bireylerin kişiler arası ilişkilerinde gerginlik ve tutarsızlık görülür. Birisi ile ilk kez tanıştıklarında ya da bir iki kez karşılaştıklarında onu yüceltebilir, onunla birlikte daha fazla zaman geçirmek isteyebilir ve daha yeni tanışmış olduğu birisine en özel bilgilerini paylaşmaktan sakınmayabilir. Ancak bu yüceltmeden onu değersizleştirmeye hızlı bir yönelim olabilir.  Karşısındaki kişinin yeterince umurunda olmadığı o kişinin yeterli miktarda kendisinin yanında olmadığı düşüncesine girebilirler. Bu kişilikler ancak gerektiği zaman onların ihtiyaçlarını karşılamak için yanlarında olacak olursa, onlara empati yapabilir ve onlarla iyi bir ilişki içerisine girebilirler. Bu kişilerin bir başkasına bakış açısında ani değişimler meydana gelebilir, karşısındaki insani kendisi için büyük bir dayanak noktası olarak görürken, aniden acımasız, katı kalpli bir insan olarak görebilirler.

Kernberg sınır kişilik bozukluğu olanların işlerine ilişkin tutumları ve değer yargılarında ani değişiklikler olabileceğini söylemektedir. Yapmış oldukları işlerle alakalı görüşlerinde, değer yargılarında, cinsel kimliklerinde ve seçmiş oldukları arkadaşlarında bir takım değişkenlikler görülebilmektedir. Bir anda kendisine yardım edilmesi için yalvarıp yakarır durumdayken , geçmişte yapılanların hesabını sormak isteyen kişi konumuna gelebilir. Bu kişilerde kendilerine zarar verecek en az iki tane dürtüsellik belirtileri olabilir. Bunlar; Sorumsuzca para harcama, tıkanırcasına yemek yeme, uyuşturucu maddeler kullanma, kumar oynama davranışı sergileme, tehlikeli araba kullanma, güvensiz cinsel ilişkide bulunma şeklinde görülebilmektedir. Bu kişilikler de tekrarlayıcı öz kıyım (kendini kesme ya da yakma gibi) ve ya intihar girişiminde bulunma ya da bunları yapacağına ilişkin karşı tarafa göz dağı verebilirler. Genelde terk edilme ya da dışlanılmaya dair bir gözdağı  hissederlerse  ya da sorumluluklarının artmış olduğunu düşünürlerse bu tip davranışlarda bulunurlar. Borderline kişilikler  devamlı olarak kendisini boşluktaymış gibi hissetmenin güçlüğü içinde olabilir, çok kolay sıkılıp devamlı olarak yapacak bir şeyler arıyor olabilirler.

Gunderson’a göre sınır kişilik bozukluğu olan kişiler de ileri düzeyde iğneleyici konuşma, karşısındaki kişiyi alaya alma veya sözel patlamalar olabilir. Çoğu zaman sevdiği kişiye kendisine gereken önemi vermediği, kendisini geçiştirdiği ve terk etmeye kalkıştığını hissettikleri zaman öfkeli davranışlarda bulunurlar. Peşi sıra pişmanlık hissedip kendilerinin kötü olduğuna ilişkin benlik algıları güçlenir. Sınır kişilik bozukluğu olanlar amaçladıkları şeye ulaşmak üzereyken kendi gendilerini engelleme eğilimi gösterirler (ilişkileri yolunda giderken ilişkilerini bozma, okul bitmek üzereyken okuldan ayrılma gibi) Bu kişiliklerde psikoza benzeyen bazı belirtiler ortaya çıkar (halisünasyonlar, göndergesel düşünceler ve vücut imgesi çarpıklıkları gibi)

Etiyolojisi

Sınır Kişilik Bozukluğunu Kernberg, Mahler’in gelişimsel şemasına dayanarak etiyolojisini açıklamıştıt. Çocuk gelişim sürecindeyken annenin ayrılma – birlieşme sürecinde ayrılması ile bu süreçte kesintinin olduğunu düşünmektedir. Hastalara baktığımızda sonuçta, anksiyöz, yalnız kalmayla baş edemeyen, bağımlı ve terk edilmeye aşırı hassas kişilerdir. Kernberg, sınır kişilık bozukluğu alan kişilerin patolojik olan nesne ilişkilerini erken dönemlerde içselleştirkdiklerini söylemektedir. Kişinin ilkel olan savunma mekanizmalarını kullanması erken dönemki patolojik nesne ilişkilerinin devam etmesini sağlar. Çocuk, anne figürünü gelişiminin erken döneminde iki türde algılamaktadır, birincisi iyi olan, onun ihtiyaçlarını karşılayan, onu seven, yakınında olan anne, diğeri onu terk eden, beklenmedik cezalar uygulayan, ilgisiz ve nefret dolu bir anne. Böylece kişide bölünme savunma mekanizması meydana gelir.

Sınır kişilik bozukluğu’ nun oluş nedeni ile ilgili çoğu kuramın görüşü             psikososyal, çevresel ve genetik etmenlerin etkilediği doğrultusundadır. Sınır kişilik bozukluğunun tanı olarak kalıtsallığını aile kümeleme çalışmaları desteklemektedir, ancak genetik temellerine bakıldığında bozukluğun tanı kriterlerinden ziyade agresyon/dürtüsellik  ve duygulanımda dengesizlik vb.  boyutlara dair daha sağlam genetik bağlantılar kurulabilmektedir. Bu konu ile ilgili evlat edinme ve ikiz çalışmaları yapılmıştır.

Biyolojik yaklaşımlar ise çevresel ve genetik etmenlerin kişisel farklılıklarını belirlemek amacı ile kullanılır. Biyolojik kökenleri bulunabilecek kişilik bozukluğu bileşenleri, bilişsel düzenleme ve ve anksiyete/çekingenlik, hareket/dürtü kalıplarıdır.

Epidemiyolojisi

Patolojik düzeyde kişilik özellikleri ergenlik döneminde ortaya çıkmaya başlar ancak gelişim süreçleri devam ettiği için on sekiz yaşından önce kişilik bozukluğu tanısı konulmaz. Ancak tanı kriterlerinin tamamın olması ve rahatsızlığın sürekli olması durumunda çocuk ve ergenlere sınır kişilik bozuğu tanısının konulabileceği söylenmektedir.

Sınırda (borderline) Kişilik Bozukluğu genel nüfusa bakıldığında, %1 – 2’ si¸ ayakta tedavi görmekte olan psikyarik hastaların %10’u ve psikyatri kliniğinde yatmakta olan hastaların % 20’ sini kapsamaktadır. Cinsiyete göre bakıldığında kadıınlarda erkeklere oranla daha sık rastlanır. Sınır Kişilik Bozukluğu olan kişilerin %90’ ında eş tanısı bulunmakta ve %40’ ından fazlasındada ikiden daha fazla psikyatrik eş tanı görülmektedir. Sınır Kişilik Bozukluğu olanların aile öykülerine bakıldığında madde kullanım bozukluğu ve duygu durum bozuklukları daha sık görülmektedir. Bu rakamlar Amerika Birleşik Devletlerini kapsadığı göz önünde bulundurulmalı, Türkiye’ de böyle bir çalışma yapılmadığı için sınır kişilik bozukluğunun genel popülasyonu bilinmemektedir. Ülkeden ülkeye değişebilir.

Tedavi ve Prognoz

Sınır kişilik bozukluğunun öncelik tedavisi farmakoterapi ile beraber psikoterapidir. Psikoterapi yöntemlerinden birinin diğerinden üstünlüğü kanıtlanamasa da klinik tecrübeler uzun olmasından yanadır. Psikodinamik terapi ve dialektif davranışçı terapi etkililiğini kanıtlamış yöntemlerdir. Eksen I ve II tanıları farmakoterapi belirtilerine eşlik edebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Duygudurum bozuklukları SSGİ ya da SNGİ’ler ile tedavi edilebilirler. Anksiyotik ilaçlar çok gerekli ise bağımlılık ve kötüye kullanım riski dikkate alınarak kullanılmalıdır. Duygulanım bulgularında ikinvi olarak eşlik edecek ilaçlar duygudurum düzenleyiciler (Lityum vb.)

Bugüne kadar yapılmış olan çalışmalarda 1/3’ünde yıllar içerisinde kimlik algılarının sabitlendiği ve intihar girişimlerinde, öfkeli ilişkilerinde daha olgun ve dengeli davrandıkları görülmüştür.



Bir cevap yazın